Kendine nasıl değer verebilirsin ?

Berk

New member
Kendine Nasıl Değer Verebilirsin? Bir Hikâye Üzerinden Düşünceler

Herkese merhaba! Bugün, biraz daha içsel bir yolculuğa çıkacağız. Kendine nasıl değer verebileceğimizi sorgulamak, hepimizin zaman zaman düşündüğü bir konu, değil mi? Bu yazıda, kendine değer verme sürecini bir hikâye üzerinden anlatmaya çalışacağım. Belki de hepimizin içinde birazcık bu hikâyenin bir parçası var. Duygularımızı, düşüncelerimizi ve birbirimize olan yaklaşımımızı biraz daha yakından görmek istiyorum. Her birinizin bu hikâyeye nasıl bağlandığını çok merak ediyorum. Hadi, birlikte keşfe çıkalım...

Hikâye Başlıyor: Caner ve Melis'in Hikâyesi

Caner, her zaman sorunları çözmeye çalışan bir adamdı. Her adımında bir strateji vardı, her kararı planlıydı. Hayatında her şey düzenliydi, ama bir şey eksikti. Kendine değer vermeyi bir türlü başaramıyordu. Hedefler koyar, adımlar atar, ama içindeki boşluğu bir türlü dolduramazdı. Çevresindeki herkes ona hayran kalıyordu; işinde başarılıydı, kariyerinde yükseliyordu, ama bir türlü içsel huzuru yakalayamıyordu. O, dışarıdaki her şeyi düzene sokmaya çalışırken, içindeki karmaşayı görmezden geliyordu.

Bir gün, iş çıkışı gittiği kafede, eski arkadaşlarından Melis'le karşılaştı. Melis, Caner'in çocukluk arkadaşıydı. Onun her zaman farklı bir enerjisi vardı. İnsanları dinler, onlarla empati kurar ve her zaman içsel bir huzura sahipti. Melis, o an fark etti; Caner, bir süre önceki gibi değildi. Caner’in yüzünde bir eksiklik vardı, bir hüzün, bir boşluk… “Caner, neyin var? Bir şeyler değişmiş gibi görünüyor” dedi Melis.

Caner gülümsedi ama gülümsediği kadar samimi değildi. “Hiçbir şeyim yok Melis, sadece... işler çok yoğun, biraz yoruldum sanırım,” dedi. Melis ona nazikçe bakarak, “İyi de, bir şeyler tam değil, değil mi? Hayatındaki her şey düzenli, ama içindeki huzursuzluğu göz ardı ediyorsun,” diye ekledi.

Caner, Melis'in söylediklerine kafasında anlamlar yüklemeye çalıştı ama hemen bir çözüm arayarak, “Bunu çözmenin yolu daha fazla çalışmak. İşimi daha iyi yapmalıyım, hedeflerime ulaşmalıyım,” dedi. Ama Melis, Caner'in çözüm odaklı yaklaşımına karşın, daha derin bir şeyin eksik olduğunu biliyordu.

Bir Empati Anı: Melis'in Duygusal Yaklaşımı

Melis, Caner'e doğru bir adım atarak, ona şunları söyledi: “Bazen çözüm aramaktan çok, hislerimize kulak vermek gerek. Kendine değer vermek, sadece dışarıdaki başarılarla değil, içindeki huzurla da ilgilidir. Kendini gerçekten nasıl hissediyorsun? İşlerinin yoğunluğu, başarılı olman, seni mutlu ediyor mu?”

Caner bir an duraksadı. Melis’in yaklaşımı, alışık olduğu çözüm odaklı düşüncelerden çok farklıydı. Bu sorular, Caner'in kafasında bir kıvılcım yaktı. Bir yanda, işlerinin ne kadar mükemmel olduğunu düşünüyordu, ama bir yanda da ne kadar yalnız olduğunu fark etti. İşte o an, Melis’in empatik bakış açısı Caner’i içsel bir yola davet etti.

Melis, Caner’e yakın bir arkadaş gibi yaklaşarak, “Kendine değer vermek, bazen sadece ‘başardım’ demek değil, ‘kendimi seviyorum’ demekle başlar. Kendine değer verdiğinde, başkalarına da daha çok değer vermeye başlarsın. Ve bir zaman sonra, içindeki boşluk yavaşça dolar,” dedi.

Melis’in sözcükleri, Caner’in düşündüğü her şeyin tam tersiydi. Bir yanda, hep çözüm peşinde koşmuştu. Ama Melis ona şunu anlatıyordu: “Kendini anlamadan, başarıların da anlamlı olmayacak.”

Caner’in Stratejik Kararları: Kendini Anlamak İçin Adımlar

Caner, Melis’in sözleriyle derin bir içsel sorgulamaya girdi. O an, Melis’in empatik yaklaşımının yanında, kendi stratejik bakış açısını da devreye sokmaya karar verdi. Kendini daha iyi anlamanın, daha fazla çalışmak ya da bir hedefe ulaşmakla ilgili olmadığını fark etti. Kendine değer vermek için, önce içsel dünyasında bir düzen kurması gerektiğini anlamaya başladı.

İlk olarak, günlük hayatında kendine zaman ayırmaya karar verdi. Her gün, iş dışında bir saat sadece kendisiyle kalacak, düşüncelerini dinleyecek ve hislerini gözden geçirecekti. Bu, Caner için büyük bir adımdı. Çünkü o, hep çözüm arayan bir adamdı, ama çözüm aramak bazen sadece anı yaşamakla sağlanırdı.

Bir hafta sonra, Caner tekrar Melis ile buluştu. Bu kez daha farklı bir Caner vardı. Melis’e gülümseyerek, “Sanırım kendime değer vermenin ne demek olduğunu biraz daha anladım. Bazen bir şeyleri çözmek yerine, sadece kabul etmek gerek,” dedi.

Melis, Caner’in değişimini sevinçle karşıladı. “Evet, işte tam olarak bu! Kendini sevdiğinde, her şeyin yerine oturduğunu hissedersin. İçsel huzur bulduğunda, dış dünyadaki her şey de seninle uyum içinde olur.”

Birlikte Fikir Paylaşalım: Kendine Değer Verme Üzerine Düşünceler

Hikâyenin sonunda, Caner ve Melis birbirlerine şunu sordular: “Kendine değer vermek ne demek? Çözüm odaklı yaklaşımlar mı yoksa empatik bir içsel farkındalık mı daha önemlidir?” Bu soru, herkesin cevabını bulması gereken bir sorudur.

Sizce kendine değer vermek, sadece başarılarla mı ölçülür yoksa duygusal anlamda kendini nasıl hissettiğinle mi ilgilidir? Erkeklerin çözüm odaklı bakış açıları mı daha etkili, yoksa kadınların empatik ve ilişkisel yaklaşımları mı daha derin bir anlam taşır? Kendine değer verme konusunda sizin hikâyeniz nasıl şekillendi?

Yorumlarınızı merakla bekliyorum!